7 Temmuz 2014 Pazartesi

"Çocuğunuzu Anlamak" Kitabı'nın yazarı Tuğçe Acaröz Oğuz



Tuğçe Acaröz Oğuz’un “Çocuğunuzu Anlamak” kitabının tanıtımını gördüğüm zaman hemen bir kitapçıdan kitaba bakmaya karar verdim. Biraz inceleyince, hemen eve gelip okumaya başladım. İçerisinde 2 yaş dönemiyle başlayan ve her çocuklu ailenin karşılaşacağı sorunlar, durumlar güzel belirlenmiş ve çok güzel anlatılmış. Her bölüm sonunda bir ailenin o konuyla ilgili yaşadıklarını anlattığı yer ise güzel bir durum analizi olmuş. Ben de hemen Tuğçe Hanım ile konuşup blogum için bir röportaj yapmak istedim, o da beni kırmadan içtenlikle sorularımı cevapladı.

1.     Merhaba öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz?
      Merhaba,  Ben Tuğçe Acaröz Oğuz, 1979 yılında İstanbul’da dünyaya geldim ve eğitim hayatımın tamamını İstanbul’da tamamladım. Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi mezunuyum ve Çocuk Gelişimi Uzmanıyım. 13 senedir eğitimin ve çocukların içinde yer almaktayım. Son görevim, çocuk gelişimi bölümünde meslek liselerinde öğretmen adayı yetiştirmek. Eğitimin her kademesinde yer almış olmayı bir şans olarak görüyorum. Çocuk gelişimi dışında yaratıcı drama, montessori, Orff, fotograf, satranç, tiyatro gibi konularla da ilgilenmekteyim.

2.     Kitabınızda bütün annelerin merak ettiği, endişelendikleri konuları bir araya getirmişsiniz. Bu konuları belirlerken nelere dikkat ettiniz?  
      Kitabımda çocuklarımızı büyütürken her ebeveynin az/çok yaşadığı konulara/sorunlara yer vermeye çalıştım. Çalıştım diyorum çünkü konuların tamamı elbette kitaba sığmazdı. Konu seçiminde özen gösterdiğim nokta, gerçek hayattan olmaları ve gerçekten her evin içinde az ya da çok ebeveyni  meşgul etmesiydi. Zaten ikinci kitap için de birinciye sığmayan konuları ele almayı düşünüyorum.

3.     Sizin de 22 aylık bir kızınız var. Kızınıza çalışan bir anne olarak nasıl zaman ayırıyorsunuz?  Beraber neler yapıyorsunuz?
      Çocuğumun ilk tepkilerinde , ilk beslenmesinde, ilk adımlarında yanında olmayı çok arzu ettim ve bu nedenle bu süreyi çalışmayarak geçirdim. Bunun Öykü ile bana pek çok olumlu katkısı olduğu gibi, fazla bir arada olmaktan kaynaklı olumsuz etkileri de oldu tabii. Önemli olanın bize dair özel durumlar yaratmak olduğuna inanıyorum. Birlikte sabah yüzümüzü yıkamak da, evdeki çiçekleri sulamak da buna dahil. Ben sosyal yaşamımdan, arkadaş ilişkilerimden ve anne olmadan önceki hayatımdan çok fazla ödün vermeden Öykü’yü de mümkün olduğunca adapte etmeye çalışarak büyütüyorum. Uykusu, beslenmesi gibi önemli noktalar dışında, 2 aylıktan beri arabadadır ve benimle her türlü aktiviteye katılabilir. Bu nedenle onunla her şeyi yapıyoruz diyebilirim.

4.     Kızınızda da 2 yaş sendromu başlamıştır herhalde. 2 yaş sendromu konusunda kitabınızda “Büyüme atağı” tanımını yapıyorsunuz. Bu çok hoşuma gitmişti. Biraz açıklar mısınız?
      Evet Öykü’de 18 aydan itibaren yavaş yavaş farklı davranışlar gözlemleye başladık. Ben çocukların yaklaşık 18 – 36 ay arası yaşadıkları bu süreci ‘’ 2 yaş sendromu’’ olarak tanımlamayı çok sevmiyorum. Bu zaman aralığını tanımlamak için kullanılmasının dışında fazla bir anlam yüklenmesini ve çocukları fazlasıyla kalıplara sokan ve aileleri geren tavırlarla yaklaşılmasını doğru bulmuyorum. Bu bir dönemdir, bizler için çok önemli olmasa da çocuklar için çok önemli bir süreçtir. İlk kez artık birey olduklarını fark ettikleri ve bizim de fark etmemiz için çaba gösterdikleri bir dönemdir. Onların kabul görme çabası bizim cephemizde ‘’inat’’,’’sinirlilik’’ gibi adlandırılsa da, çocukların derdi aslında biz değiliz kendileri, kendi istekleri ve ihtiyaçları. Bu nedenle çocukların tüm karşı gelme davranışlarını kendi iktidarımıza saldırı gibi algılamamamız gerektiğini düşünüyorum.

5.     Çoğu anne baba çalışıyor ve çocuklarına vakit ayıramamaktan yakınıyorlar. Çocuklarla kaliteli zaman geçirmek nedir? Neler önerirsiniz?
      Çocuk için miktar ve zaman çok geç oturan kavramlardır. Çocuk için çoğunlukla sürenin pek belirleyiciliği yoktur. Çocuk için ailesiyle olmak, anne ve babasıyla birlikte olmak çok önemlidir. Birlikte olduğunuz her anı keyifli bir sürece dönüştürmek ise ailenin çabasına bağlı. Annenin çok işi olabilir ve mutfaktan çıkamıyordur. Bu durumda bezelyeleri birlikte ayıklamak, ayıklarken şarkı söylemek ve hatta minik bir kaşık ve tencere ile onun da kendi bezelyesini pişirmesini sağlamak hem çocuğa hem de anneye iyi gelecektir. Alışveriş merkezi koridorlarında mağaza vitrinlerini gezmek zaman geçirmek olabilir ama çocukla kaliteli zaman geçirmek olarak kabul edilemez. Bunu belirleyen kriterin ne olduğunu bilirsek daha kolay uygulayabiliriz. Bunların için de akşam yatmadan önce gün içinde birlikte yaptığınız ve üzerine sohbet edilebilecek, gülünebilecek, konuşabilecek her şey olabilir. Yeter ki çocuk-ebeveyn için anlamlı bir yaşantı haline gelsin.

6.     Çocukların cinselliği keşfetmeleri ne zaman başlar? Biz o zaman nasıl davranmalıyız, neler demeliyiz?Her çocuğun geçeceği aşamalardan biri cinsel kimliğin keşfidir. Ancak her çocuk bu aşamaları aynı zamanlamada geçmeyebilir. 3 yaşından sonra genellikle fark edilen cinsel kimlik farklılığı 4 yaşından itibaren sorularla gelmeye başlar.  Soruların gelme sıklığı, zamanı ve detayı çocuğa, ailenin yapısına ve konuya yaklaşımına göre değişkenlik gösterir. Doğru ve sade bilgi bu konudaki ilk kriterlerimiz olacaktır. Yemek tariflerindeki gibi ‘’aldığı kadar un’’ burada ‘’sorduğu kadar cevap’’ olarak yer değiştirir. Bilmek istediğinden azını verirseniz merak devam eder, fazlasını verirseniz kafası karışır ve merak artar. Dolayısıyla sakin, tutarlı ve sade cevaplarla yanıtlamak gereklidir. Vajina ve penis de kolumuz, bacağımız kadar vücudumuzun bir parçası ve organımızdır. Abartılı anlamlar yüklemek çocuğun da ilerde kendi cinsel organına abartılı bir şekilde yaklaşmasına neden olabilir.

7.     En son olarak anne babalara neler söylemek istersiniz?
     Anne baba olmak dünyanın en zor ve uzun soluklu görevlerinden biri. Bu nedenle bu uzun yolculukta yanımızda her zaman en güvendiğimiz yol arkadaşlarımızın olmasına özen göstermeliyiz. Bunlar başta sevgimiz, sabrımız ve vicdanımız. Çocuğumuz yetişkinliğe uzanan büyüme yolunda bize her zaman ihtiyaç duyacaktır. Ancak, bize duyacağı ihtiyaç onu çekiştirmemiz ya da itmemiz değil, yanında yakınında olduğumuzu hissettirmemizdir. Bu nedenle çocuklarımıza kendilerine zarar vermeyecekleri ancak tek başlarına yürüyebilecekleri özgür alanlar bırakmaya dikkat etmeliyiz. Mükemmel olmak için uğraş vermek yerine mutlu olmak için çaba göstermeliyiz. Kimsenin ne diyeceği ve nasıl değerlendireceği bizim kararlarımızda etkili olmamalıdır. Önemli olan kendi önceliklerimiz ve yaşam beklentimizdir.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder